GÜLİZAR

GÜLİZAR

Özün menbaı, sözün hasıdır

Hakta cem olunan handır Dilhâne

Kimi zaman Musa’nın asasıdır

Kimi zaman Zülfikar’dır Dilhâne

Dervişin hırkası, pir nazarıdır

Hikmet ehlinin irfanıdır Dilhâne

İlim rahlesinin gülizarıdır

Duaların “amin”idir Dilhâne

Fazıl’ca bakış, Acz’in zarafetidir

Ediplerin nakışıdır Dilhâne

Sazın ikrarı, mızrabın iffetidir

Gönüllere dokunandır Dilhâne

Cihat Barış

GECENİN GAMZESİ

Göğsümde kelimeler emzirilir

Ekmek kadar aziz

Maviye sevdalı gemiler yelken açar deryalarımda

Akustik kalıntılardan bir sayha inşa ediyorum

Beton kuleleri yararak

Çarptıkça ay kırıkları toprağa

Reyhan kokar surları Diyarbekir’in

Asrın sırtında seğirtiyor hüzünler

Suretimde Ortadoğu’dan ülkelerin izleri

İşliğimin cebinde Kürdî bir makam

Hamayılımda semaha durmuş zarafet

Ağustos’ta yıldızlara dilek asmak caiz mi

Lâl edebiyat kavlinde

Sessiz harflerime otağ kuruyor hasret

Peltek bir Eylül’ün gölgesi yürüyor üzerime

Gecenin gamzesinde çarpık yapılaşmalarımı onarıyorum

Işıklar damıtan gülüşüyle Meyra’nın

Aşk havliyle sarılmak isterdim söze elbet

Anadilimde sevdamızı söylemek ayıptı

Şiire meylettik biz de

Cihat BARIŞ

ESİLA VAKTİ

Çarmıhta gördüm gölgemi

Folklorik bir ahenkle yağıyordu hüzün

Ağaçlar gördüm, kırk yeri yamalı

Yaprak dökmüştü manâ

Sükûnete bürünmüştü estetik

Heybetli bir şiirin cenaze namazıydı

Deklanşörden süzülen

Terlemişti sırtı, yokuşu çıkan suyun

Duvar yazıları hicret makamı

Büyüttüğüm masallarım

Kâğıda dökemediğim morfinlerim

Demlenen heceler neşter yemişti

Damarı kesik bir gurbet yakama ilişmişti

Yüzüme ilk defa yakışmıştı ağlamak

Ortasından nehir geçen şehirlere küstüm

Bir kevok kanatlarından öpülmüş düşüyordu

Esila vaktinde öğrendim;

Eşgalindeki güneş batıyordu

Cihat Barış

ÜŞÜMEK DE ÜŞÜYOR

Seni ne zaman sevsem

İkinci tekil şahıs kipinde bir vaveyla kopuyor

Hasret sırılsıklam kuruyor gözlerimde

Kabuk tutmaz oluyor kekemeliğim

Arzın kalbi sayıyorum adının baş harfini

Aşk, çarmıha geriliyor lügat ülkesinde

Seni ne zaman sevsem

Zerdali çiçeklerine bir ayaz musallat oluyor

Bütçesi açık veriyor kelimelerin

Helinlerini kaybediyor kırlangıçlar

Sol köşeme  bir hicret aşkı düşüyor

Perçemime iltica ediyor yara-berelerim

Seni ne zaman sevsem

Bahçesaray yoluna bir çığ düşüyor

Zîn’in saçlarına tutunuyorum olmak için

Mecnun’a “öl” diyor Leylâ

Cezeri atam yurduna çağırıyor

Siri, başka kıbleler çiziyor bana

Seni ne zaman sevsem

Şehirlerin çehresine bir zindan tünüyor

Bir zılgıt inletiyor Hasankeyf köprüsünü

Maşrikte sevdalıların gözlerini kaçırması şiirdir

Yazılmaz bu sarı kağıda, sığmaz da

Üşüyen yalnız kavuşmak değildir;

Üşümek de üşüyor Erzurum’da

Cihat Barış

DARAĞACINDA ŞİİRLER

Milenyumun yarıklarından akarak demleniyor zaman

Ağustos, zemheri mayalar rahminde alafranganın

Nalsız yılkı atları koşar içimde

Paslanmış pusatları bileyler dilim

Şafak, bismillah derken güne

Ayasofya sürgün dal verir

Basra’dan Akdeniz’e şehirler viran, yorgun;

Anadolu yorgan

Darağacı kurup şiirleri asıyorlar

Edebiyata yeni mısralar bahşediyor gözlerin

 

Türküler biriktiririm

Haritalar yırtarım Washington mutfağından

Ülkelerim var bilirsin

Bağdaş kurduğum yer sofralarına

Gökyüzünü gözlerin bildiğim

Öfkeme yakışıksız bir libas giydiriyorlar

Gem vuruyorlar surlarına gönlümün

Sanayi devrimine hasımlığım teknikten değil

Kuşlara kıymayın diyor ilm-i hâl

Evet Kürtçe tercümesi de öyle

Yirmi birinci yüzyıl subliminal;

Kerry kurrê kerê haa!

 

Cihat BARIŞ

YAKACAKSIN GEMİLERİ

Gitmeyi koyduysan kafana durmayacaksın

Yakacaksın gemileri

Zelzele olacaksın neyâra

Okyanuslara dümeni, kıracaksın

Haçlıya Selahaddin olacaksın

Bizans’a Alparslan, Fatih…

Malazgirt’i yurt kılacaksın

Çağ kapatıp çağ açacaksın

Şiirler haykıracaksın söz cennetinden

Yamalı yerinden kalkıp yürüyeceksin

Düş(ün)meyeceksin

Sükûtundaki kıyameti koparacaksın

Bir melodi ıslıklayacaksın ve amîn…

Sinan olacaksın

Fırat’tan Nil’e bir köprü asacaksın;

Asacaksın Dolar kurunu, ribayı

Boynuna geçireceksin baltayı

Tekmili global büyük harf kısaltmaların

Cihat BARIŞ

ÇIĞ/LIK

Alev alev bir çığ/lık düşer

Şark’ı bir yangın alır

Bir velvele iner beyaz renkli

-Eczâ niyetine fatihalar

Ayetel kürsiler, Hızır’ı çağıran-

Alaturka frekanslara ayarlı zaman

Rakamlar sızar zihnin yarıklarından

Anamın sayhasında ince bir hawar

 

Bahçesaray yolu son istasyon

Randevu günümüz beş Şubat

-“Her nefis bir gün tadacak”-

Bekletmeyelim dostumuzu

Düşecek var memur beg kütükten

 

Cihat Barış

5 Şubat 2020

YARAN YARAMDIR

Gel kardaşım, dokunayım yarana
Farklı değil, senin yaran benimdir
Bir zafer muştulayacak yarına
Bugün gibi, yarın Allah kerimdir

Dermanım sendedir, dermanın bende
Zulmün karşısında, safım yanındır
Fikrimiz yek, cem olduk çok bedende
Batıl fırkasını yıkmak şanındır

AH TAMARA

Her şehrin bir adı vardır

Bir adın vardır her şehirde

Her şehrin nirengisi sensin aslında

 

Süphan’ın eteklerinde bir ceylan

Yarasını yalayarak büyür

Ekmeğe para verilmez bu coğrafyada

Tanrı misafirinindir her kapı

Şiirdir bu yazılan;

Hoyrata çıkmış adımız bakma

 

Bak Tamara, gözlerime

Bakmazsan yıkılır şehir

Ekmeğin mayası ekşir

Küser ceylan yarasına

Kapanır misafire kapılar

Şiir sizlere ömür

 

Ah Tamara

Aç diyorum gözlerini

Van Gölü çıldırsın masmavi

Ya bir bak dilim lâl olsun

Ya da bir şiire kurban et beni

HEFT ROJ Û ŞEV

Evîna xwe tînim ziman, xwendewanim

Heft roj û şev li ber derê Botan ‘evdalim

Astengîyan rabikim, bawera min lê heye

Ezê konê xwe ava bikim, delala xwe bistînim

 

Ezê porê delala xwe bihûnim, bineq’şînim

Li ser rûyê ‘erdê belavkim,  bireşînim

Bila rih bide nebatan, gelî kulilkan

Ezê gul û gulistanan şên bikim, bixemlînim